7 Aralık 2012 Cuma

GEÇMİŞ OLSUN









Müjgan'dan
           Maria, Hande
                    Ve onlar gibi
                          olanlar için            











Sen '' La Lumiere '' filmini izlemiş miydin? Muhteşem bir kadın kapıdan içeri girer ve adam bu kadar güzel ve hayat dolu bir kadının varlığına inanamaz.
Sofia'yı her gördüğünde çok mutlu olan, kadının aşkıyla hayatına anlam, heyecan, tutku katan adam, bir gün Sofia'ya '' sana çok ihtiyacım var '' der. Tek bu cümlesi yeter.
Ama Sofia onu çok sevip, karşılığında hiçbir şey istemeden onun olunca...

Bilirsin, sen güzelliğine kıymet biçmeyince onlar da biçmiyorlar, sen çirkefleşmeyip hanımefendi kaldıkça seni değersiz kılıyorlar. Kim ki onları sevmiyor, özen göstermiyor, umursamıyor ve hatta kötü davranıyor; onları baş tacı ediyorlar. Bu acımasız oyunu, yüzyıllardır aynı biçimde döndürüyorlar.

Neden böyle oluyor peki sence? Biliyor musun, erkekler bu kadar güzel olanın kendilerini seçmesine inanamıyorlar önce.
İnandıkları anda da tüm güzel olan şeylerin üzerine çıkıp tepiniyorlar. Hak etmediklerini bildikleri için güzel olanı hırpalamadan rahatlamıyorlar.
'' Bu kadar yalnızlığa inanamıyorum, dayanamıyorum '' diye ağlamışsın bir gece yağmurlu bir sokakta.

Yazık! Senin gibi bir kadının bir adamı ne kadar korkutabileceğini anlamamış gibisin. Hele bir de sevgi dolu, aklı başında, kültürlü, görgülü ise nasıl ödünü patlatacağını bir adamın.

Güzellik de bir cehennemdir. Kimse sana inanmayacağı için en beteridir hem de. Hayatın içinde ilerlerken saçtığın ışıklar avcıları çağırıyor, bak! Peşinde olacaklar, eğer silahsız olursan saldıracaklar.
Zırhlarını kaldırdığın, gereketiğinde silahlarını çektiğin, sana dokunamayacaklarını anladıkları o andan sonra da iyice çirkinleşip bu kez hakkında konuşacaklar, bakışlarıyla aşağılayacaklar.

Öbürküler gibi olamadın değil mi? Onlar gibi iyi oynayamadın. İyi bir oyuncu olsaydın hakikaten, bu sahip oldukların gücü bırakacaktı eline. Bu kadar yalnızsan, yorulmuşsan tek başına, demek sen hakikaten '' oynayamadın ''.
Çünkü oynasaydın yenerdin.
Bu kadar çok şeye sahip olan oyuna oturmaya karar verirse yener çünkü.
Senin oynamadığına da inanmıyor kimse, değil mi?
Çünkü senin gibi olanın hırslı olamayacağını da almıyor kalın kafaları.

Sakin sesinle, yeterince içten, samimi, sıcak, yeterince gerçek konuşunca anlayacaklar, acını hissedecekler sanıyorsun. Avcıların merhametini dilemektesin. Bu dünya, bu ucuz cehennem kalbinin kırık ve gerçek sesini istemiyor, nasıl anlamazsın?
Herkes gibi cümleler kursana sen de. Görmüyor musun kafalarını karıştırıyorsun. Kafaları karışınca daha da saldırgan oluyor avcılar, onu da mı bilmiyorsun.

Sınıfına ihanet ettin sen, güzelliğine ihanet ettin; onlar gibi karşındakileri parmağında oynatmayı seçmedin.
Oyuna ihanet ettin sen; hakikaten konuşmayı, içten ve gerçek olmayı denedin.

Peki sen bunların, bu hesapsız ve oyunsuzluğun cezasız kalacağını mı sandın?

Geçmiş olsun kızım, geçmiş olsun.












12 Haziran 2012 Salı

SEVMEK BAHSİ...

Bir kadını 'onun hiç planlamamış olduğu ' bir anda sevivermek...
O öyle ayakta durup, duvardaki tabloları incelerken, camdan dışarı dalıp bakarken, sonra nedensiz, neşeyle yeniden dönüp sana gülümserken...
İzlendiğini bilmediği bir anda bir kadına, içinden bir dünya akıtmak...

Sevmek böyle bir şeydir belki; bir anın yarılması ve bütün bir zamanın o anın içine akmasıdır. Bütün bir kalbin o ana dolmasıdır...

Bir adamı ' onun hiç planlamamış olduğu ' bir anda sevivermek...
Kalabalıklar içinde çaya bisküvi batırıp yerken, o bisküvinin sana hatırlattığı alçakgönüllü, eski, küçük, temiz şeylerin aniden üşüşüp kalbini ele geçirmesi...
İzlendiğini bilmediği bir anda bir adama, içinden bir dünya akıtmak...

Sevmek böyle bir şeydir belki; birinin, öyle lalettayin yaptığı bir hareketin senin içinde bir yerlere dokunması, olduğu gibi davranan biri içini ısıtırken, bir anın bütün bir kalbe dolmasıdır...

Bir kadını ' hiç planlamamış olduğun ' bir anda sevivermek...
Beyaz bahçe koltuğunda ayakları altında toplu, tüm dikkatini kucağına döktüğü deniz kabuklarını süslemeye vermişken, sonra yüzünü buruşturup eline bulaşan mürekkebe bakarken...
Bir günün içinde, hiç de özel olmayan o anın, aşkı kabullendiğin an olduğunu anlayıvermen.

Bir adamı ' hiç planlamamış olduğun ' bir anda sevivermek...
Masadaki suya uzanırken, yorgun gömleğinin açılan kol düğmesinden görünen bileğine daldiginda, tam da o sırada birilerinin saçmalıklarından bahsederken, o seslerin silinivermesi, niyeyse senin zaman ve mekandan vakumlanıp, o hep hatırlanacak fotoğrafın, aşkla yüzleştiğin an olduğunu anlayıvermen.

Sevmek böyle bir şeydir belki; zamanın içinde gerçekleşen değil de, zamandan ve mekandan bağımsız, olup bitenlere sanki çekiliverdiğin yüksek bir noktadan bakıverdiğinde görebildiğin bir şey...

Sevmek şimdiki zamanla, dünya zamanıyla ilgili bir şey değil belki de...

Sevmek zamansız, ucu bucağı olmayan bir şey belki de...

10 Haziran 2012 Pazar

MESCİD-İ NEBEVİ 3

Mescid ilk yapıldığı zamanlarda hurma dalları yakılarak aydınlatılıyormuş. Daha sonra Suriye'den getirilen kandil yağları kullanılmaya başlamış.
1908 yılında ilk kez elektrik ile aydınlatılan Mescid-i Nebevi'de bugün her biri 5 metre çapında ve yaklaşık 2000 kg. ağırlığında 68 adet  bronz avize mevcut.





Mescid tek tip halı ile kaplı. Hemen hemen herkes bu halının üzerinde namaz kılıyor. Başka nerede kılacak diye soruyor olabilirsiniz...
Etrafta mescidin temizliği ile ilgili bir çok görevli dolaşsa da ve genel olarak çevre temiz görünse de, dünyanın dört bir tarafından, temizlik anlayışları farklı milletlerden insanların oraya ayak bastığı düşünüldüğünde -bir çok insan yalın ayak dışarıda dolaşıp, yine çıplak ayakla içeride halılara basmaktalar- halının hijyenik olmadığı aşikar.
Siz de benim gibi temizliğe önem veren biriyseniz, yanınızda seccade götürmeniz isabetli olacaktır. Ağırlık yapmadan taşınabilecek, çok hafif kumaştan yapılmış seccadeler işinize çok yarar.



Mescidin içinde bir çok noktada güvenlik ve naklen yayın kamerası var. Bunlar sayesinde mescidin her noktası görüntülenebilmekte. Kaldığımız otelde televizyondaki bir kanaldan canlı olarak hem Mescid-i Nebevi'yi hem de Mescid-i Haram'ı izleyebiliyorduk, genel bir yayın olduğunu tüm ülkeden izlenebildiğini düşünüyorum.

İçeride kuvvetli çalışan klimalar var. Soğutma yaklaşık 7 km. uzakta kurulmuş bulunan tesis­lerden tünel bağlantısı ile sağlanıyormuş. Dışarısı ile içerisinin ısı farkını düşünürseniz, hasta olmamak için yanınızda şal, hırka gibi şeyler taşımanız iyi olacaktır.

Vakit namazlarında mescid özellikle kalabalık oluyor, belirli bir süre önce giderseniz hem namaz kılmak için uygun yer bulursunuz hem de namaz öncesi ibadet etmiş olursunuz.


Kalabalıktan yer bulamayanlar içeride mermer geçiş yolları üzerinde ya da dışarıda namaz kılabiliyorlar.






Mescid-i Nebevi her saat açık, gece yarısından sonra kimse kalmıyor ancak sabah namazı öncesi  ibadet etmek veya teheccüd namazı kılmak isteyenler çok erken saatlerde de gidebiliyor.

İçeriye fotoğraf makinası sokmak yasak, kapılardaki görevliler tarafından çantalarınız aranıyor. Ancak zaman zaman detaylı bakmıyorlar, ondan faydalanabilirsiniz.

Mescidlere dışarıda gezdiğiniz ayakkabı, terlik ile giremiyorsunuz. Yanınızda bir poşet ve çanta
bulundurursanız yanınıza içeri sokabilirsiniz.

Kimse için temenni etmemekle beraber, herhangi bir rahatsızlanma, başınıza tatsız bir kaza, olay gelmesi ihtimaline karşılık tur şirketinizin üzerinizde taşımak üzere size verdiği kartları her daim yanınızda bulundurunuz.